Minik Pati, yardıma gereksinimi olan evcil hayvanların sahiplendirilmesi düşüncesiyle yapılmıştır. Sokakta da olsa, tehlikelerden uzak biçimde, sağlıklı olarak yaşayabilen hayvanların ilanları sitede yayınlanmaz. İlan sahibi, veteriner, konaklama, aşı parası gibi adlar altında, alıcıdan ücret talep edemez.
     Editörün Köşesi     
   Minik Pati
 Fotoğraf
 Yarışması 
     Üyelik     
 Üye olun, haftanın
 seçilmiş ilanları
 adresinize gelsin  

Pati Dostları
                                                                                                            Diğer Yazılar    
Lilly ve çocukları Oliver ile Timothy   (17/04/2008)

Bu haftaki konuğumuz Lilly, çocukları Timothy ile Oliver ve onların cici kardeşleri Simba. Hüzünlü başlayan hikayemizin devamı eminim hepinizin çok hoşuna gidecek...



Bundan dört yıl önce eve dönerken tüm sokağı inleten sese kulak verdim. O, park halinde bir aracın altına saklanmış avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Karanlıktı, onu göremiyordum, ne olduğunu anlayamamıştım. Arabanın altına eğilip ona seslendiğimde benden ürkmüş, kendisine dokunamayacağım bir mesafeye kaçmıştı. Hareket ettiğinde ise ayağının topalladığını gördüm, arka ayaklarından birini kullanamıyordu. Uzun süre saklandığı aracın altından çıkmadı. Ben yakalamak için hamle yaptıkça birinden diğerine kaçıyordu. Korkmuştu... Belli ki çok canı yanıyordu. Bir süre sonra onu yakalamayı başardım. Yaralı ve hamileydi, üstelik doğumu başlamıştı.

Sonradan adını Lilly koyduğum kedicik o gecenin sabahında iki bebek dünyaya getirdi. Diğer üç bebeği öldü. Bu sevimli aile yaklaşık iki ay boyunca doğum yaptığı klinikte kaldılar. Her fırsatta onları ziyaret ediyor, fotoğraflarını çekip arkadaş çevreme gönderiyor, onlara yuva arıyordum.


Bir süre sonra Çağan ve eşi Oylum’la tanıştım. Bebeklerden birini evlat edinmek istiyorlardı. En azından ikisi de yuva bulana kadar birlikte kalırlarsa daha iyi olur diye düşünüyordum. Oylum ve Çağan benim bu isteğimi kırmadılar ve iki kardeşi birlikte evlerine götürdüler. Derken bir kaç gün sonra Oylum’dan haber geldi. Kardeşleri ayıramayacağını, ikisini de birlikte evlat edinmek istediklerini söyledi. Sevinçten havalara uçtum.

Sonunda çocuklar yuva sahibi olmuştu, peki ya Lilly?

Lilly hala aynı klinikteydi, yavrularından ayrıldığı için çok mutsuzdu ve ayağındaki problem bir türlü düzelmiyordu. Bir başka veteriner hekime danıştık ve yaklaşık iki ay boyunca bir başka klinikte tedavisine devam ettik. Doğum, tedavi süreci derken Lilly çok uzun süre kafeste yaşamak zorunda kalmıştı. Ona yuva bulamamıştım, aldığım yere geri götüremezdim, orada istenmediği belliydi. Çok uzun süre kafeste yaşadığı için sokakları unutmuş olmalıydı. Bir çözüm bulmalıydım.


Eskiden babam kedileri sevmezdi, dolayısıyla bizler de kedilere yakın değildik. Evimize Fındık efendinin geldiği dönemlerde babam da bahçesine yerleşen Boncuk ile tanışmıştı. Bir de bir gözü görmeyen simsiyah arkadaşı Korsan. Bu iki kedicik kardeş değildi ama birbirinden hiç ayrılmazdı. Nasıl olduysa henüz minicikken kendiliğinden bahçeye yerleşmiş ve bizimkilerin kedileri olmuşlardı.

Boncuk, siyah beyaz, sahibine son derece düşkün, ancak asla kendini sevdirmeyen asil bir kediydi. Kızgınlık dönemine girdiğinde bahçeden dışarı çıkar bir süre sonra tekrar geri dönerdi. Zamanla gidip gelmelerin sayısı uzadı ve bir süre sonra Boncuk gelmez oldu...

Korsan ise en fazla karşı komşunun bahçesine gidiyor, orada zaman geçirip yeniden bahçeye geri dönüyordu.

Acaba olur mu? Nasıl olur? diye düşünmeden Burak’la yola koyulduk.

Kararımı vermiştim, babama emri vaki yapacaktım. Nasılsa Lilly bahçeye bıraktığım anda oradan gitmek isteyecekti. Bahçeden uzaklaşsa bile etrafta rahatça yaşayabileceğini biliyordum.


Arabayı park edip elimde sepetle babamın şaşkın bakışları arasında arabadan dışarı çıktım. Olacakları anlamış olmalı ki hemen savunmaya başladı. “Bana getirmedin değil mi? Hayır başka kedi istemiyorum, bak bahçede iki tane var ben onlara bakıyorum, burayı kedi bahçesi yapma lütfen” diye söylense de kafesi açtığımda Lilly’nin yerlerde attığı taklaları görünce fikri değişti.

Ben onun diğer kedilerden ve yabancı bir yerde olduğu için bahçeden kaçacağını düşünmüş olsam da, Lilly tam 4 yıldır bahçeden dışarı adımını atmıyor. Zaman zaman karşı komşunun kapısını çalıyor, bir dilim peynirini alıp bahçeye geri geliyor. Lilly, geldiği günden beri bütün mahallenin sevgilisi, bizimkilerin biricik kedisi. Arkadaşı Korsan’la zaman zaman bahçede vakit geçiriyor ama aslında ailenin tek kedisi olmak istiyor. Bizimkiler Korsan’ı sevmek istediklerinde balık yüzgecini andırır gibi sırtındaki tüylerini kabartıyor ve Korsanı pataklayıp bizimkilere sürünüyor. Bahçede son derece mutlu bir hayatı var. Yaz, kış, kar, yağmur, çamur demeden her sabah babamla tıpkı bir köpekle yürüyüşe çıkar gibi bakkala ekmek almaya gidiyor. Ekmeğin köşesini alıyor ve ağzında eve kadar getiriyor. Eve gelen herkesi önce o karşılıyor, göbeğini açıyor, taklalar atıyor, kendisini sevdiriyor. Fırsat buldukça ev halkına kertenkele, kuş, börtü böcek taşıyor ve teşekkürlerini sunuyor. Kulübesini, güneşe bakan yastığını, bahçedeki çiçekleri, ağaçları ve ev halkını çok seviyor. Kalabalık bir ailesi var ve bu durumdan çok mutlu. Bizler de ona sahip olduğumuz için çok mutluyuz.



Onlarla iletişimimiz hiç kopmadı, ben sürekli Lilly’nin maceralarını onlara anlatıyorum, onlar da çocukların haberlerini bana veriyor. Lilly’nin çocukları Timothy ve Oliver bu yıl dört yaşına girdiler ve cici abileri Simba ile çok mutlular. İkisi de hayvanları çok seviyor, öyle ki Oylum, Milliyet Gazetesine iş görüşmesi için gittiğinde insan kaynakları ile yaptığı görüşmede kendisini tanıtmasını istediklerinde, ağzından ilk çıkan söz “Hayvanseverim” oluyor.

Oylum ve Çağan 4,5 yıllık evliler, Oylum 10 yıllık gazeteci, bugün www.insankaynakları.com un editörlüğünü yapıyor. Geçtiğimiz haftasonu onların evinde toplandık ve Oylum ile birlikte aşağıda okuyacağınız keyifli söyleşiyi yaptık.




Bizi nasıl buldunuz?

Simba evimize yeni gelmişti, bir süre sonra onun kendisi gibi bir arkadaşa ihtiyacı olduğunu düşünmeye başladım. Bu sırada Çağan internette yuva arayan kedilerin ilanlarına bakıyordu ve Oliver’ın fotoğraflarını gördü. Bir anda ona aşık oldu. “N’olur hemen arayalım, onları ikna edelim, titiz insanlara benziyorlar herkese kedi vermiyorlar, biz de kedi besliyoruz ona iyi bakarız diyelim” dedi. Sonra seni aradık ve ertesi gün buluşup senden kedileri aldık.

Eve geldiğimizde birbirimize hiç yabancılık çekmedik. Simba’da kardeşlerini hemen kabul etti. Biz daha fotoğraflarını gördüğümüzde onların bizlerle yaşayabileceğini ya da bizim onlarla yaşayabileceğimizi hissetmiştik. Bu garip bir duygu ve insan bunu o anda hissediyor. Kedi sahibini kendisi seçiyor.



Siz Oliver’ı evlat edinmiştiniz, Timothy’nin kalmasına nasıl karar verdiniz?

Lilly’nin başına gelenlere çok üzülmüştük, Lilly ve bebekleri çok acı çekmişlerdi. Artık kader yüzlerine gülsün, bu kardeşler daha fazla acı çekmesin istedik. Diğer yandan onlar da ayrılmamak için her türlü numarayı denediler. Oliver, Çağan’a çok düşkün. Timothy ile benim aramda çok özel bir bağ var. Birbirimizi çok iyi anlıyoruz, karakterlerimiz birbirine çok benziyor.


Önceleri Çağan üç kediye bakamayacağımızı düşünüyordu, oysa iki kediye bakmak ile üç kediye bakmak çok farklı değildi. Onlar birbirlerini çok seviyorlardı, sürekli birbirlerini öpüp kokluyorlar, patileri birbirine değerek uyuyorlar, birbirlerinin kulaklarını temizliyorlar, birlikte oynuyorlar ve asla ayrılmıyorlardı. Sonunda Çağan’ı ikna ettim ve ikisi de bizde kaldı.

Kedilerinizin genel karakterleri nasıl?

Simba; annesi tarafından terk edilmiş bir yavru, bize ilk başlarda sürekli kıhlıyordu ama boyu bit kadardı. “Aslan Kral” filminde böyle bir karakter var, adı buradan aklıma geldi ve bu yüzden adı Simba oldu. Hakikaten kral gibidir, kendine özgü bir asaleti vardır, sanki soydan asilmiş gibi. Bu yüzden ona Kral Simba diyoruz. Ekşi hastası, zeytinyağlı kekikli domates ve yeşil zeytin görünce çıldırıyor. Ara sıra çok az da olsa veriyoruz. Çok saf ve çok iyi huylu bir kedi. Hatta annem diyor ki “Allah buna güzellik vermiş, zeka koymayı unutmuş.” Şapşal bir kedi, bazen o kadar mıncıklıyorum ki miyavv diyerek kucağımdan kaçıyor, iki dakika sonra unutuyor yine kucağıma geliyor. Sanki az önce onu mıncıklayıp rahatsız eden ben değilmişim gibi. Eve gelen herkesi ya da herşeyi ilk o kabulleniyor. Oliver ve Timothy bazen sularını bile paylaşmaz ama Simba herşeyini paylaşır. Son derece uyumlu bir kedi.


Oliver; Evde onun ünvanı Paşa. Zekasıyla, kıvraklığı ile ona bu ünvanı verdik. Şartlar ne olursa olsun bir şekilde hayatta kalmayı başarabilecek güçte bir hayvan. Fakat kaba kuvvetle değil de zekası ile bunu başarabilecek türde bir kedi. Tatlı delisi, özellikle de magnumun beyaz büyüsüne bayılıyor. Daha biz paketini açarken ağlamaya başlıyor. İnanılmaz akıllı, insan olsaymış herhalde politikacı falan olurmuş. Asla yemek çaldığına şahit olmadım. Evde bir yaramazlık olursa ilk önce Oliver arazi olur. Simba ve Timothy dımdızlak ortada kalır. Bu yüzden Çağan, asla Oliver’ın yaramaz olduğuna inanmaz. En sevdiği şeyleri masaya bırak, asla patisini uzatıp almaz. Ama sen buraya gel otur, kucağına çıkar, gözlerinin içine bakar ve derinden garip bir tonla maww maww sürekli birşeyler anlatır. Bir yerden sonra “canıııım, canı çekmiş çocuğun” der, yemeğini paylaşırsın. Hatta leğenle önüne daha fazlasını koymak istersin. Evimize daha yeni gelmişlerdi ve Çağan onları lazer ışığı ile oynatıyordu. Önce bir süre koşturdular. Simba bugün 4 yaşında hala deli gibi o ışığın peşinden koşuyor. Timothy artık bu oyuncaktan sıkıldı. Ama Oliver daha o zaman bir kere ışığa baktı, sonra Çağan’ın eline baktı “haa bu o oyuncak mı” dedi ve gitti yattı. Ben ve Çağan o bakışı gördük Oliver’da, o inanılmaz zeki bir hayvan.


Timothy; Onun ünvanı da Kont. Derebeyi havası taşır, insan olsa ata filan binebilir, tam bir sporcu, çok atletiktir. Timothy, etçil bir kedi, nasıl olursa olsun ama et olsun. Hırslı bir kedi, masada yemek mi var? siz ona vermiyor musunuz? Doğrudan gidip alır, sanki onun hakkıymış gibi. Ben ekmeğimi taştan da çıkartırım havası vardır yüzünde. Fakat yalnızca kardeşi ile anlaşabiliyor. Eve misafir kedi geldiğinde kabullenemiyor. Oliver zeki olduğu için anlıyor, “bunun bir sorunu var, hasta belli, veteriner kokuyor, ilaç ilaç kokuyor, yakında buna da yuva bulurlar bu da gider” diyor, ama Timothy bu durumu asla kabul etmiyor. İnsanlarla da bizi paylaşmak istemiyor, eve misafir geldiğinde ona daha az zaman ayıracağımızı düşünüyor ve mutsuz oluyor.

Ben şuna inanıyorum, kedilerimizin hepsi bize çok düşkün ama aralarında bize en düşkün olanı Timothy. Üstelik onun bize açılması yaklaşık üç sene sürdü. Önceleri çok ürkek bir kediydi, zamanla bize güvendi.


Bazen insanlar hayvanlarına karşı tahammülsüz olabiliyorlar. “Bu kedi kendini sevdirmiyor” ya da “bu hayvan bize hep uzak” diyorlar. Oysa onları kendi hallerine bıraksalar çok daha iyi olur. Çünkü hayvanın sahibine güvenmesi bazen zaman alıyor, bizde Timothy ile bu süre yaklaşık üç sene sürdü. Bunun nedeni annesinin doğum sırasında yaşadığı zorluklar olabilir, hamileliğin zor geçmesi olabilir ya da ilk kaldığı yerden çok ürkmüş olabilir.

Kardeşler birbirlerine hala düşkünler mi?

Bana göre Oliver ve Timothy kardeş olduklarını biliyorlar. Hala bebekliklerinde olduğu gibi birlikte uyuyorlar, sürekli birbirlerinin kulaklarını temizliyorlar. Aslında Simba’yı da seviyorlar, bir problemleri yok, birlikte uyuyor ve oyun oynuyorlar. Ama kardeşler birbirinin kulaklarını on kere temizliyorlarsa, Simba’nın bir kere temizliyorlar.

Bu yüzden genellikle Simba’nın kulaklarını biz temizliyoruz. Bazen Simba onların oyununa katılmak istiyor, fakat onların canı Simba ile oynamak istemiyorsa onu oyuna almıyorlar.


Simba onlardan 15 gün kadar daha büyük, eve onlardan önce geldi. Onlara nazaran iri yapılı bir kedi ama son derece uysal ve saf bir kedi. Asla kavga etmeyi sevmiyor, Oliver ve Timothy ise evde çete gibi hareket ediyorlar. Bazen Timothy Simba’yı dövmek istiyor, Oliver’da hemen koşup ona yardım ediyor. Aslında genel olarak birlikte uyuyorlar, birlikte oyun oynuyorlar, birlikte yemek çalıyorlar ama Oliver ve Timothy iki kardeş gibi davranıyor, Simba’nın gerçek kardeşleri olmadığını biliyorlar gibi.

Üç kediye birden bakmak zor mu?

Aslına bakarsanız değil. Belki ilk başta aşı masrafları yüksek gibi geliyor ama o kadar çok şeye gereksiz para harcıyoruz ki, üçüncü bir kediye yapılan aşı masrafı, düşündüğünüzde o kadar yüksek tutmuyor. Mamaları bir ay değil de yirmi günde bitiyor ya da kumlarını onbeş günde bir değil de on günde bir değiştiriyoruz. Bunlar da çok büyük maliyetler değil. Eğer evde oyun oynayacak alanları da varsa neden olmasın.

Önemli olan üçünün de sağlıklı ve mutlu olması, hepsine yeterince zaman ayırabilmek, onları eşit sevebilmek, ilgi gösterebilmek. Akşam eve geldiğimizde biz iki kişi üç kediyi sevmeye çalışıyoruz, çünkü hepsi ilgi istiyor, hepsi sevgi istiyor. Bütün gün bizi özlüyorlar, kapıya geldiğimiz anda kapıya koşuyorlar.


İnsanlar bunun nedeninin yemek verdiğimiz için olduğunu düşünüyor. Oysa bunun açlık toklukla ilgisi yok. Bazen Çağan benden önce eve giriyor ve ben gelene kadar yemeklerini yemiş oluyorlar. Daha apartmanın kapısı açıldığında üçü de eve benim geldiğimi hissediyor ve kapıya koşuyorlar. Ayaklarıma sürünüyorlar, taklalar atıyorlar. Bunları tamamen sevgiden yapıyorlar. Üç kediye bakmak kesinilkle zor ya da maliyetli değil.

Kıskançlıklar yaşanıyor mu?

Sadece sevgi söz konusu olduğunda bazen küçük kıskançlıklar oluyor. Biz çok şanslıyız, bizimkilerin hepsi kucak kedisi. Kucaklanmayı sevmiyorlar ama kucağa gelip oturmayı seviyorlar. Bazen kucak paylaşılamadığı durumlar oluyor, o zaman birbirlerini dövebiliyorlar. Kardeşler yine daha az kavga ediyor.


Mesela Oliver kucağımda ise Timothy gelip onu dürtüklüyor nazikçe “hadi tamam şimdi kalk, biraz da ben oturacağım” der gibi. Ama kucağımda Simba varsa Timothy geliyor ve Simba’nın beyninin ortasına sert bir pati atıyor. İçim acıyor o anda, çünkü bazen patinin sesini duyuyorum, ben de o zaman Simba’yı daha çok sarmalıyorum, yazık buna üvey kardeş muamelesi yapıyor bu çocuklar diye. Kısacası genellikle hepimiz çok huzurlu ve mutluyuz. Onlar bir arada olmaktan çok mutlular.

Sizler de dahil olmak üzere sence evdeki hiyerarşi nasıl?

Oliver en tepededir, çünkü evdeki herkesten zeki olduğuna kalıbımı basarım. Ondan sonra aralarındaki ittifak yüzünden sanıyorum Çağan gelir. Oliver ile Çağan arasındaki bağ inanılmaz, bakışarak anlaşabiliyorlar.


Çağan’dan sonra büyük ihtimalle Timothy ve ben üçüncü sırayı ortak paylaşıyoruzdur. En sonda da Simba vardır bizim himayemizde olmak üzere.

Bu kadar çok kedi olunca macera kaçınılmaz olur, unutamadığınız birini anlatır mısın?

Çağan’nın ablası İzmir’de yaşıyor, bir bayram tatilinde oraya gitmek istedik. Kardeşim de biz yokken eve gelip kedilere bakacaktı. Bizimkiler henüz bir yaşına gelmemişlerdi ve kedilerimiz gelişimlerini tamamlamadan kısırlaştırmak istemiyorduk. Diğer yandan hepsi kızgınlık dönemine girmişti. Evden daha yeni çıkmıştık, beş dakika bile olmamıştı ki kardeşimden telefon geldi.

“ - Abla kedilerin üçü de kaçtı!”

Hemen geri dönmek istedim ki yine bir telefon.

“ - Abla merak etme hepsi geri döndüler.”

İçim rahatlamıştı. Kardeşimi yeniden sıkı sıkı tembihledim ve yola devam ettik. İlk mola yerinde evi aradım. Kardeşim; “yine üçü birden kaçtı” dedi. Yapacak hiç bir şey yok, delirmek üzereyim. Bu arada evde misafir bir kedi daha var “Bal” adını verdiğimiz. O hariç hepsi evden kaçmış. Bal, evde paşa paşa oturmuş, firar edenleri seyretmiş.



Birkaç saat sonra Timothy kendiliğinden eve geri gelmiş, bakmış ki dışarıda hayat yok ben evimde rahatım, geri döneyim demiş. Simba bir gün boyunca kendisi gibi sarışın dişi bir kediyi kovalamış, ertesi gün o da geri geldi. Fakat Oliver bir hafta boyunca eve geri dönmedi. İlanlar hazırlayıp heryere yapıştırdım. İnsanlar bana gece saat 2 de telefon açıp “onu şurada gördük” diye haber veriyorlardı. Gece yarısı sokaklarda onu arıyorduk.

Sonunda onu bulmuştum ama saklandığı arabanın altından bir türlü çıkaramadım. Bizden kaçıyordu, anladım ki çiftleşmeden eve geri dönmeyecekti. Sürekli gözüm üzerindeydi, biliyorum yaşıyordu ama sokaklar onun için güvenli değildi. Günlerce perişan olduk hepimiz. O dönemde gitmeyi çok istediğimiz bir konser vardı fakat Oliver için o kadar üzülüyordum ki konsere gitmek istemedim. O gece camda onu beklerken uyuya kalmışım.


Çağan’ın “bak, kim geldi?” sesiyle uyandım, Oliver onun kucağındaydı. Kendiliğinden eve gelmiş, her tarafı yara bere içinde, beyazı kirden görünmüyordu. Muhtemelen çiftleşmiş, artık eve dönmek istemişti. Oliver’a sıkı sıkı sarıldım, ağladım... Bugün bir yerlerde çocuklarının olduğunu düşünüyorum.

Bir daha böyle bir macera yaşamamak için o bahar hepsini birden kısırlaştırdık.

Senin bir de kedi tüyüne, toza, polene vs. alerjin var. Üç kedi ile bununla nasıl baş ediyorsun?

Evet bir çok şeye alerjim var, ama artık tıp ilerledi. Bir de kendimi ne kadar soyutlarsam bağışıklık sistemim o kadar zayıf düşüyor, kaçmadığım zaman ise vücudum direnç kazanıyor, dolayısıyla bunun üzerine gitmeye çalışıyorum. Kedilerle çok fazla burun buruna girmediğim sürece beni etkileyen bir durum yok. Milliyet gazetesinde çalışıyorum ve iş yerinde heryer halı ile kaplı ki benim halıdaki toza da alerjim var. Gazetenin halısını kaldırtamayacağıma ya da işten ayrılamayacağıma göre bir şekilde bununla yaşamaya alışmalıyım diyorum. Üzerine gidince herkes daha kötü olacağımı düşünüyor oysa zaman geçtikçe daha da sağlıklı oluyorum.


Eskiden baharda polenler yüzünden evden dışarı çıkamazdım, gözlerim çapaklanırdı gözlerimi açamazdım, vücudumda garip garip şeyler çıkardı. Şimdilerde çok daha rahat dolaşıyorum sokaklarda. Bu elbette tıbbi bir şey değil, tamamen benim kendi gözlemim, ancak ben zamanla daha da rahatladığımı gördüm.

...


Lilly’ye sahip çıkan ve onu çok seven aileme buradan teşekkür etmek istiyorum. Ve tabi onun çocuklarını ayırmadan onlara kucak açan sevgili Oylum ve Çağan’a da çok teşekkürler. Dilerim bu güzellikler uzun yıllar hayatımızda yer alır.




Üye Giriş
 E-mail:  
 Parola:  
   
Parolamı Unuttum 
Şehirlere Göre
 Veterinerler    
 Pet Marketler 
 Eğitim Merkezleri 

Ana Sayfa  İlan Gönder  İlanlar  Yuva Bulanlar  Üyelik  Patilerim  İletişim
MinikPati©2007
Sayfa Üretimi: 0,17 sn.